Sevinç Sigorta Web sayfasına hoş geldiniz. aradığınız herşey burada gezin dolaşın.
Sahip olduğun her şey çok değerli,
kolay kolay yerine koyamazsın!
Sigortasız bir yaşamın bedelinin farkındamısın?

Html Kodları

www.sevincsigorta.com
   Danışma merkeziniz...
      (312) 346 9 346
 

DUYURULAR

NOT.SAT.HUSUSİ OTOMOBİL SİGORTASI 245 TL

KAMYONET SİGORTASI 360 TL.

T.TAKSİ POLİÇESİ 860 TL.

KAMYON POLİÇESİ 480 TL.

.


Yargıtay 9. Ceza Dairesi, ‘tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme’ suçunu işlediği gerekçesiyle mahkum edilen N.Y. hakkında verilen kararı bozdu. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararı bozan Yargıtay, ölümlü trafik kazasına sebep olduğu gerekçesiyle mahkum olan N.Y.nin süratinin tespit edilmediğini belirterek beraatine karar verilmesini istedi.

Kamyon sürücüsü olan N.Y. bir yayaya çarparak ölümüne sebep oldu. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde "tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek" suçunu işlediği gerekçesiyle yargılanan N.Y. hapis cezası aldı. Dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 9. Ceza Mahkemesi, mahkumiyet kararını bozdu.

Yargıtay’ın emsal kararı şöyle: “Olay sırasında süratli seyrettiğine dair herhangi bir delil bulunmayan sanığın, olay yerinde su kemeri ayağı arkasından aniden yola fırlayan yayaya çarpması eyleminde kusurunun bulunmadığı gözetilmeden, oluşa uygun olmayan bilirkişi heyeti raporuna dayanılarak mahkumiyetine karar verilmesi, kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına oyçokluğu ile karar verildi.”

KARŞI OYDA SÜRÜCÜ KUSURLU BULUNDU

Karara muhalif kalan bir daire üyesi, karşı oy yazısında kamyon sürücüsü N.Y.nin süratini azaltmadığına dikkat çekerek, mahkumiyet hükmü kurulması gerektiğini belirtti. Karşı oy yazısında şu görüşlere yer verildi:

“Trafik kazalarında kusur genellikle trafik kurallarının çiğnenmesiyle gerçekleşir. Karayolları Trafik Kanunu'nda ve yönetmelikte öngörülen ve uyulması zorunlu olan emredici kurallara aykırı davranış ceza hukukunda kusuru oluşturur. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 52. maddesinin ‘a’ bendi sürücülerin 'kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken hızlarını azaltmak zorunda olduklarını' hükme bağlamış, ‘b’ bendinde ise hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak zorunda oldukları açıklanmıştır. Dava konusu somut olayda sanığın şehir içinde kapalı kasa kamyonet tipi araçla görüşü engelleyen kemerlere yaklaştığında, araçta meydana gelen hasarın büyüklüğü ve sanığın savunması da nazara alındığında süratini aracın teknik özelliğine, görüş, yol ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmadığı ve azaltmadığından yayanın yola çıkışını önceden fark etmesine rağmen, gerekli fren tedbirine başvurmayarak, objektif olarak öngörülebilir ve önlenebilir zararlı sonucu önleyememesi nedeniyle kusurlu olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun oluş ve dosya kapsamına uygun bulunduğu anlaşıldığından mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı ve sonuç adli para cezasının bir YTL'nin küsurunun atılması suretiyle, hükmün düzeltilerek onanması gerektiği görüşüyle sayın çoğunluğun bozma düşüncesine katılmıyorum.”
Trafik kazalarıyla ilgili Yargıtay kararlarından bazı örnekler...

TRAFİK-İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜM – İŞVERENİN SORUMLULUĞU

İŞVERENCE GÖREVLENDİRİLEN DİĞER İŞÇİNİN YAPTIĞI KAZA


İşverence görevlendirilen diğer bir işçinin kullan¬dığı özel araba ile görevde iken trafik kazası sonucu ölen işçinin mirasçıları işverene karşı tazminat davası açabi¬lirler.

Bu durumda işveren ilke olarak sorumlu olup, varsa öle¬nin kusuru oranında sorumluluktan kurtulur. (1475 S.K. Mad. 73

Davanın konusu miras bırakanın kazada ölümü nedeniyle işverenden destekten yoksun kalma tazminatının alınması isteğinden ibaret olup dava, olayda işverenin kusurunun bulunmadığı, işverenin diğer bir içşisinin kul¬landığı öze! vasıtanın trafik kazası yapması sonucu öldüğü vasıta sahibinin mirasçıları aleyhine dava açılabileceği gerekçesiyle reddedilmiştir.

Davacıların miras bırakanı, davalı şirket Yönetim Kurulu kararı ile görevli olarak Avrupa'ya gönderilmiştir. Kazayı yapan işverenin diğer bir iş¬çisi, vasıtayı kullanan kişi dahi işverence aynı şekilde görevlendirilmiştir. Kaza dönüş sırasında meydana gelmiş olup bir iş kazasıdır. İşverenin yolcu¬luk için herhangi bir öneride bulunduğu, işçinin de bu öneriye aykırı davran¬dığı ileri sürüimemiştir. O halde işveren ilke olarak tazminatla sorumlu olup varsa miras bırakanın kusuru oranında sorumluluktan kurtulur. Mah¬kemece bu esaslara aykırı olarak yazılı gerekçelerle davanın reddi isabet¬siz olup, bozmayı gerektirmiştir.

9.H.D.05/04/1983, E.1983/374 - K.1983/3094




TRAFİK KAZASI SONUCU YARALANMA  MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASI

ÖZET: Somut olayda davacı, trafik kazası sonucu yaralandığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu, meslekte kazanma gücü kaybı hususunda bilimsel ve teknik görüşlerini mahkemelere bildirmekle yükümlü kılınmıştır. Maluliyet raporunun Adli Tıp Kurumu'ndan alınması gerekirken tıp fakültesinden alınan rapora dayanarak karar verilmesi hatalıdır.
(2659 sayılı ATK. m. 16/2) (818 sayılı BK. m. 46)
KARAR METNİ:
Davacı H. vekili Avukat D.K. tarafından, davalı Milli Savunma Bakanlığı aleyhine 01.10.2002 tarihinde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 12.10.2006 tarihli kararın Yargıtayca tetkiki davalı vekili tarafından süresi içerisinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla kanuna uygun, gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalının sair temyiz itirazlarına gelince; dava, trafik kazası sonucu yaralanma sebebiyle tazminat istemine ilişkindir. Davanın kabulüne ait mahkemenin kararı, dairemizin 27.10.2005 günlü kararıyla; kaza sebebiyle meydana gelen yaralanmanın beden gücü kaybına neden olup olmadığı ve işitme kaybının asıl nedeninin tespiti için Adli Tıp Kurumu'ndan alınacak rapor ile belirlenmesi gerektiği yönünden bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyulmasına rağmen davacının maluliyet raporu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı'ndan alınmıştır. 2659 s. Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 16/2. maddesi (c) bendi gereğince Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu "meslekte kazanma gücü kaybı" hususunda bilimsel ve teknik görüşlerini mahkemelere bildirmekle görevli kılınmıştır. Anılan bu hükme göre davacının maluliyet raporunun İstanbul Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Kurulu'ndan alınması gerekir.
Anılan yön gözetilmeden karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
3- Davalı cevap dilekçesinde davacıya nakdi tazminat ödemesi yapılıp yapılmadığının araştırılması isteminde bulunmuştur. Mahkemece davacıya 2330 s. Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkındaki Kanun gereği ödemede bulunulup bulunulmadığı araştırılmamıştır. Bu ödemenin zarar verene rücu olanağı bulunduğundan tazminat miktarından düşülmesi gerekir. Mahkemece bu konuda araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik araştırma sonucu karar verilmiş olması ayrı bir bozma nedenidir.
SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarda (2 ve 3) no.lu bentlerde açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının ilk bentte açıklanan sebeple reddine, 25.01.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


                                                               SİGORTACININ RÜCU HAKKI
T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
E. 1990/3730 K. 1990/5124 T. 11.6.1990
KARAR : Davacı sigorta şirketi, davalı Fadime’nin işleteni diğer davalı Erol’un sürücüsü olduğu motorlu aracın kendilerine kasko sigorta poliçesiyle sigortalı olan araca çarparak zarar verdiğini ileri sürerek 1.400.000 lira hasar bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, davacı şirketin henüz ödeme yapmadığından rücu hakkı olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesi, “Sigortacının sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçeceğini” kabul etmiştir. Bu nedenle sigortacının rücu hakkını kullanabilmesi için her şeyden önce sigorta sözleşmesinde öngörülen sigorta bedelini sigortalıya ödemesi gerekir.

Olayımızda; davacı sigorta şirketi, sigortalı araçta meydana gelen hasarın sigorta teminatı dışında kaldığı gerekçesiyle hasar tazminatı ödenmemiş ve uyuşmazlık dava konusu olmuştur; sigortalı araç maliki tarafından açılan dava ilk önce reddedilmişse de daha sonra Yargıtay tarafından bozulmuş ve bu suretle hasarın teminat içinde kaldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle davacı Sigorta şirketinin sigortalı araç malikine bir ödemede bulunması kaçınılmazdır. İşte davacı, ödenmesi kaçınılmaz olacak ancak henüz kapsamı hükümle belirlenmemiş tazminatı istemektedir; ödemeden dava açmasının sebebi de “mahkeme ilamıyla yapılacak ödeme tarihinde iki yıllık zamanaşımı süresinin dolacağı” olgusudur.

Gerçekten davacı sigorta şirketi ödeme tarihinden sonra bu davayı açmış olsaydı halefiyet kuralı gereğince zamanaşımı savunmasıyla karşılaşılacaktı ( YİBK., 17.1.1972 gün, 2/1 sayılı ). Bu, TTK.nun 1301. maddesinin ve anılan içtihadı birleştirme kararının kaçınılmaz sonucudur. Davacı sigorta şirketinin bu sonuçtan kendisini kurtarması için tek yol ödemeyi rızaen yaparak rücu hakkını sağlamasıdır.

O halde mahkemenin ödeme yapılmadığından rücu hakkının doğmadığı kabul edilerek ret kararı vermesi doğrudur.

SONUÇ : Yukarıda gösterilen nedenlerle davacının temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ( ONANMASINA ) ve onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 11.6.1990 gününde oybirliğiyle karar verildi.



                                                        TRAFİK KAZASI SONUCU DOĞAN ZARAR
T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
E. 1989/9496 K. 1989/8480 T. 6.11.1989
DAVA : Taraflar arasındaki trafik kazasından doğma tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı taraflar arasında tanzim olunan ibranameye göre davacı parasını almış olduğunu beyan ettiğinden davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor okunduktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu:

KARAR : Dava, trafik kazasından doğan tazminat isteğidir. Davacıya ait 01 NH 891 plakalı araca, davalının işleteni bulunduğu 01 AC 166 plakalı araç 11.7.1989 tarihinde çarparak hasara uğratmıştır. Davacı bu davayı açmazdan önce mahkemeye başvurarak zararını tesbit ettirmiştir. Delil tesbiti dosyasındaki 21.7.1988 günlü bilirkişi raporunda uğranılan zarar kalemleri belirtilmiş ve davacı da bu rapora dayanarak hasardan dolayı 948.000 liranın ödetilmesini talep etmiş, ayrıca değer düşüklüğü ile gelir yoksunluğu isteklerinde bulunmuştur. Bu arada 01 AC 166 plakalı aracın mali mesuliyet sigortasını yapan sigorta şirketinden 225.000 lira alan davacı, bu şirkete vermiş bulunduğu ibraname başlıklı belge ile, gerek sigorta şirketini, gerekse poliçe sahibini ve sürücüsünün, işbu hasardan doğma zimmetini ibra etmiştir. Mahkemece bu ibra karşısında davanın reddine karar verilmiştir.

Örneği dosyada bulunan 4.2.1988 günlü mali mesuliyet mecburi trafik sigorta poliçesi münderecatına göre, davalıya ait 01 AC 166 plakalı araç; sigorta şirketine Trafik Kanununun düzenlemiş bulunduğu mali mesuliyet yönünden kaza başına 300.000 liraya kadar sigortalıdır. Ancak, davaya konu olan olayda % 25 oranında müterafik kusur bulunduğundan bu miktardan 75.000 lira indirildikten sonra geri kalan 225.000 lira ödenmiştir. O halde davacının ibranamedeki irade açıklaması, hem sigortacı hem de tazminat borçlusu yönünden ancak sigorta kapsamı ile sınırlı olmak üzere sonuç doğrudur. Sigorta haddini aşan tutar için ise herhangi hukuksal bir sonuç doğurması sözkonusu olamaz. Çünkü ibra iradesi yöneltilmiş olan sigorta şirketi, tazminat alacaklısı davacıya karşı poliçede yazılı miktardan daha fazla bir ödeme borcu altında esasen olmadığından fazlaya ilişkin ibra, gereksiz bir işlemdir. Asıl tazminat borçlusu sigorta haddini aşan tutar bakımından sigorta şirketi tarafından temsil dahi edilemez. Esasen davalı,böyle bir temsil ilişkisinden de söz etmemiştir. Ayrıca sigorta şirketi, tazminat borçlusunun yokluğunda açıklanan iradenin davalı borçluya ulaştırılmasının aracısı da sayılamaz. Davacının gerçek amacı, sigorta şirketini ibra etmek olduğundan sigorta haddine kadar para alırken verdiği ibraname ile zararın geri kalan bölümünden vazgeçtiğini, kendisine hukuken muhatap olmayan sigorta şirketine karşı dermeyan etmesi düşünülemeyeceği gibi bu yolda iradesini izhar etmiş olacağı da benimsenemez. Bu nedenlerle davacı sigorta haddi dışında kalan zararlarını davalıdan istemekte haklıdır. Ayrıca sigortacı poliçede öngörülen sınırlar içinde sorumlu olduğundan sigorta eksperinin düzenlediği ekspertiz raporu, zararın kapsamı bakımından sonucu etkilemez. Zira sigortacı poliçede gösterilen hadden fazlası için sorumlu değildir.

O halde, tarafların tüm delilleri toplandıktan ve gerekli soruşturma yapıldıktan sonra oluşacak sonuca göre sabit olacak tazminata hükmedilmesi gerekirken ibra belgesine dayanılmak suretiyle davanın reddine karar verilmiş olması yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan kararın gösterilen nedenle ( BOZULMASINA ) ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 6.11.1989 gününde oybirliğiyle karar verildi.